%@LANGUAGE="VBSCRIPT" CODEPAGE="CP_ACP"%>
British Müzesinin, Kıbrıs koleksiyonuna almayı
tartıştığı, Ledranın Portresi
çalışmasından bahsedebilirmisiniz?
Ledranın Portresi, coğrafi olarak
Kıbrısta, Kuzey ve Güney Lefkoşa diye ayrılan ara bölgede
bulunan Ledra geçidinde ve izolasyonların yoğun olarak
hissedildiği politik bir arka plan içinde ortaya çıktı. Ledra,
Kıbrıs toprağı üzerine, yine Kıbrısa özgü
çiğ amber toprak boyası ile yapılmış
Kıbrıslı bir kadının portresidir. Bu portrenin üzerini
ilk önce tülbentle, sonra da naylonla kapladım. Nefes alan kilin naylon
üzerinde bıraktığı su kabarcıkları,
Ledranın ölümle yaşam arasında bir yerde olduğu izlenimini veriyordu. Zaman
içinde, bir fanus içine yerleştirilen her canlı varlık gibi
kaçınılmaz son onu da buldu; dışarısıyla
ilişkisi kesilmiş olan topraktaki su ve nem buharlaşıp
uçtu. Toprak kurudu, çatladı, Ledranın yüzü çöktü. Tülbent toprakla
birlikte çürüyüp parçalandı. O güzelim Ledranın yüzü tanınmaz
hale geldi.
Sizce niye British Müzesi bu eseri Kıbrıs koleksiyonuna dahil
etmek istiyor?
Ledranın portresi,
Kıbrısın yakın tarihinin arkeolojik bir
kalıntısına dönüştüğü için herhalde. Ya da uzun
yıllar süren izolasyonlar dönemini simgeleyen bir eser olarak gördükleri için. Belki de izolasyonların kaldırılmasındaki rollerine sembolik olarak atıfta
bulunmak için. İşin aslını bilemeyceğim. Bunu,
Ledranın Portresini, Kıbrıs arkeolojik eserler koleksiyonuna
neden katmak istiyorsunuz? diye British Müzesine sormalıyız. British
müzesinin bu güzel tavrı bu inceliği, Avrupanın diğer
önemli müze ve galerilerine de bir örnek teşkil etmeli. Aslında
onlara gidip sormalıyız, Ledranın Portresinden siz de
istermisiniz? diye.
Avrupa Çağdaş Sanat Bienali Manifesta 6 sorunundan sonra,
Sanat dünyasının, Kuzey Kıbrısa olan ilgisi arttı. Bu
konuda ne düşünüyorsunuz?
Manifesta 6nın
planlandığı gibi hayata geçirilememesi üzücü olduğu kadar,
Kıbrıs ve sanat dünyası için de büyük bir kayıp oldu. Ama
sanat dünyasının biraz da bu nedenden dolayı Kuzey Kıbrısa
büyük ilgi göstermesi, memnuniyetle karşılanacak, müthiş bir
olay. Tek bir özel galerinin bile olmadığı Kuzey
Kıbrısta şimdi, bölgenin en büyük sanat merkezinin yapım
çalışmaları yoğun bir şekilde sürdürülüyor. Eser
satışlarında da büyük patlamalar oldu. Çig Toprak projesi
sırasında, sayın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
tarafından şekillendirilen 200 gramlık toprak, hiç
abartmıyorum, bir apartman dairesi değerine toplam 55,314.01 sterline
satıldı. Mutluyum. Çünkü bu para, bu yıl mutlaka katılmam
gereken çok önemli Venedik bienali bütçesini oluşturacak.
Niye bu yıl Venedik bienali önemli?
Manifesta 6nın planlandığı gibi hayata geçirilmedi
derken, bir başka şekliyle gerçekleştirildi mi demek
istiyorsunuz?
Elbette Manifesta 6 gerçekleştirildi.
Planlandığı gibi olmadı ama gerçekleşti. Yoksa
Toprak olarak benimle söyleşi yapamazdınız. Üstelik
Kıbrıs sorununa yeni bir çözüm formülü bile bulundu. 2+2=˘ Eminim görmüşsünüzdür. Manifesta 6 okulunun
tamamlandığı son gün, az çok tüm Kıbrıs gazteleri bu
olayı kapak haber yapmışlardı.
Toprak nasıl doğdu?
İlk once Ül-man isminde
beden olarak Kıbrısta doğdum. 1977 yılında
İstanbulda başıma üç kurşun girdi ve yeniden doğdum.
Bunun ardından İngilterede bilincimle Summer oldum. 1998 yılında
tekrar Kıbrısta doğmak istedim. Aşkın yoluna
çıkmak için Summeri Lefkoşa AKM salonunda öldürdüm. 2000
yılında kollektif bilincin ruhu olarak beşparmak
dağlarında doğmak için, ama ölememişim. Son olarak
Manifesta 6nın kahve molasında kendimi öldürdüm. TOPRAK (Earh)
olarak doğmak için. Ve DOĞDUM.
Bu ölümlerin, doğumların isimlerin anlamı ne?
Fiziksel olarak doğmadan ölemezsin. Tinsel olarak
ise, ölmeden yeniden doğamazsın. Bu bağlamda, bu isimler
aynı bütünün parçaları. Ül-man bedeni, Summer bilinci, Toprak ise ruhu
simgeliyor.
Kuzey Kıbrıs meclisine operasyon düzenlediğiniz
doğru mu?
Kıbrıs gazetesi öyle
yazmıştı. Meclisde, bir gurup milletvekilinin ve meclis
çalışanının
bedenlerinden birer parça alıp toprak içerisine kattım. Sonra
o toprağı, üzerinde bu çok değerli toprak parçası size
geçici olarak verilmiştir, geri istenebilir. yazan eseri ve mühürlü bir
tapu belgesini onlara verdim. Herhalde pek yakında gidip, onlara tapulu
ama geçici olarak verdiğim toprakları geri isteyeceğim.
Bakalım ne olacak.
Haydarpaşa camisinde soyunup ayin yaptığınız
doğru mu?
Doğru. Ama her şeyden
önce, o mekan eskiden camiydi. Şimdi
bir sanat galerisi. Daha önce de orası St Katerine Katedrali idi.
Dünyanın en gizemli mekanı orası. Meryem Ana o mekanda nefesi ile beni ıslattı.
Ve Tanrının İşi adlı işimi, toprak, su,
ateş ve nefes vererek gerçekleştirdim. Biraz da içimi
açtığım gibi dışımı açtım.
İşin doğrusu bu.
Manifesta 6 hedefli, Çiğ Toprak nasıl oluştu?
Projeye, Templos köyünde,
terkedilmiş bir Türk evi işgal edilerek işe başlandı.
Evin birinci katındaki, yer döşemeleri yıkık, misafir
odası bölümüne bir havuz yapıldı. İş bitmek üzere
iken, suyu olmayan havuza giriş engellendiğinden, evin arkasına
tahta köprü kurmak gerekti. Sonra demirden bir başka köprü Lefkoşaya
Lokmacı barikatına kuruldu. İki köprü arasında uyum
sağlansın diye evin pencerelerinin rengi ile, lokmacı köprüsünün
basamakları boyandı.
İçine su konmayan havuz
niye yapıldı?
Evet, tahta merdivenle
ulaşılan havuza su doldurmadım. Çünkü havuz, ne balık
yetiştirmek, ne de yüzmek için yapıldı. Tinsel, bir işlevi
vardı havuzun. İçimi, ruhumu yıkamak için
yapmıştım havuzu. Ve o havuzda bir melkle seviştim.
İnsanın ruhunu yıkaması için suya gerek yok. Aşka
gerek var.
Ama bedenimi yıkamak için
çok daha zor bir serüvene çıkmam gerekti. Kıbrıstan yanıma
aldığım 200 gr toprakla, uzun bir yolculuk yaptım. İlk
durak İstanbul oldu. Sonra Londra. Ardından İbizza adası.
Yelkenli tekne ile, Kıbrıstan yanıma
aldığım toprakla,
Akdenizden Cebelitarık boğazını gecerek İngitereye
vardım.
Ruhunuzu yıkadınız. Bedeninizi yıkadınız.
Bilincinizi yıkadınız mı?
Tabi ki yıkadım. Galiba
bu en trajik olandı. Adına da katarsiz dedim. İlk önce
avucumun içine tükürdüm. Tükürüğüme toprak karıştırıp
yüzüme sürdüm. Sonra gelişigüzel sözcükleri etrafa saçarak bilincimi
yıkamaya çalıştım. Kustum. Eminim bu deli de kim?
demişlerdir. Böylece 100 günlük Manifesta 6 Okulunda Toprak olarak
yeniden doğmak amacı ile, sanat dünyasının gözleri önünde,
Arab Ahmet Kültür merkezi salonunda, kendimi öldürmeyi başardım.
Gerçekle kurgunun, yaşamla sanatın ayrıldığı çizgi çok incedir. Sanırım benim sorunum da bu. Ne yazık ki, çoğu zaman gerçekle kurguyu, sanatla yaşamı birbirinden ayıramıyorum. İşim zor. Artık yaptıklarım sanat mı, değil mi, onun ayırımını da yapamıyorum. Siz o ayırımı yapabiliyormusunuz?