Çiğ Toprak Projesi Notları - 2005

TOHUM TOPRAĞA ATILDI
Girne Belediye Başkanı Sümer Aygın, S. Erek’i Zeytin Festivaline katılmaya davet etmesi ile Çiğ Torak’ın ilk tohumları atılırken Zeytinlik Köyü’nde yıllarca terkedilmiş halde duran eski Türk evinin, mekana özel, çok disiplinli bir sanat projesine mekan oluşturması, 23 Eylül 2005 tarihinde gündeme geldi.

MEKANIN KURGU SÜRECİ

Çiğ Toprak projesinin pratik olarak yaşama geçirilmesine Zeytinlik köyündeki eski Türk evinde başlandı. Belediye çalışanları, ödenekli yerli ve göçmen işçilerle köy sakinlerinin yanı sıra birçok gönüllü, mekan düzenlemesinin yapım sürecindeki  çalışmalarda yer aldı.


ÜRETİM SÜRECİNİN SÜREĞENLİĞİ

KIBRIS’TA BİR EV isimli mekan düzenlemesi ziyaretçilerin izlenimine sunulduğunda bitmiş bir sanat eserinin izleyicisi ile buluşmasından öte anlamlar taşıyordu. Yaşayan ve dönüşüm içerisinde olan mekan tasarımı; katılımcıların katkıları ile hem sanatsal hem de toplumsal ifadesi zenginleştirilebilecek, süreci içine izleyicisini dahil edebilecek bir bakışın ürünüydü.

KIBRIS ÖZDEŞLEŞMESİ VE SANATÇIYA YANSIMASI
Binanın iç ve dış etkenlerle olan ilişkisi çerçevesinde projenin mekanla etkileşiminde, Ev metafor olarak Kıbrıs’ın bugününü gösteren bir simge oldu. Mekandaki  düzenlemeler, Kıbrıs’ın toplumsal, tarihi, sosyo-politik ve ulusal yapısı ile de paralellikler taşıyacak şekilde gerçekleştirildi. Böylece özne nesne ilişkisinde, sanatsal çalışmanın mekanı olan eski Türk Evi, çok boyutlu Kıbrıs sorunu ile özdeşleştirildi. Bu sanatsal yerleştirmelerin dönüşüm sürecinde, sanatçı da mekanla ve Çiğ Toprak projesinin bütünüyle doğrudan tinsel bir bütünselleşmeye yöneldi.

EV İÇERİSINDEKİ HAVUZ
Eski Türk Evi’nde en büyük müdahale iç mekanda inşa edilen havuz tasarımı ile gerçekleştirildi. Etkinliğin rehber broşüründe mekan içerisindeki diğer yerleştirmeler ile ilgili açıklayıcı bilgilerin bulunmasına karşın, havuz hakkında varlığını sorgulatan ‘nedenini siz düşünün’ ifadesi yer alıyordu. Havuzun bir metafor olarak kullanımındaki amaç, sosyo-politik durumun, sağlıksız yapılanmanın, doğa-insan ilişkilerinin sorgulanması ile ilgiliyken, değişim sürecinde daha farklı bir işlev ve anlam boyutuna dönüştü.

TİNSEL BOYUTA DÖNÜŞÜM
Ev’in hem içsel hem de dışsal etkenlerle değişime açık bırakılması fiziksel ve de düşünsel anlamda değişimlere neden oldu. Bu çalışmada kullanılan yerleştirmelerin değiştirilmesiyle farklılaşan sosyo-politik vurgular, daha içsel ve tinsel bir oluşuma yöneldi. Böylelikle havuz; iç temizlenme, arınma ve değişim olgusunda bir katarsis metaforuna dönüştürüldü. 

ÇEKİM MERKEZİ
Düzenleme çalışmaları devam ederken Ev, bir çekim merkezine dönüştü. Bina ve çevresi bu süreç içinde belediye meclis üyeleri toplantısı, arkadaş buluşmaları, komşu görüşmeleri gibi birlikteliklere sahne oldu.

TOPLUMSAL DÖNÜŞÜMDE İNSAN DOĞA İLİŞKİSİ
Yerleştirmelerin mekanı olan evdeki düzenlemelerden biri de canlı bitkilerden oluşuyordu. Binanın zemin katında, sandalyeler üzerinde insanların yerini almışçasına konumlandırılmış olan bitkiler, toprak ile kaplanarak, yeşilliklerini yitirmişti. Süreç boyunca, komşudan alınan su tavandan sarkıtılan poşetlerden damlayarak sadece bitkileri beslemekle kalmıyor, yüzeylerini kaplayan toprağı bölgesel olarak temizleme işlevi de üstleniyordu.

EV’DEKİ RUHLAR
Proje kapsamındaki çalışmalar sırasında eski Türk evi, birçok ziyaret, tartışma ve söyleşilere de evsahipliği yaptı. Bu ziyaretler sırasında evde anıları yeniden canlanan yaşlı bir kadının sanrılarına tanık olan bir çocuk, mekanda ruhların varlığı ile ilgili yorumlarda  bulundu. Bu yorumlar kulaktan kulağa yayılınca, çevredeki çocuklar bu kez de ruhlar nedeniyle evi ziyaret etmeye başladı. Bu arada gizemli ev; birçok farklı kesimin ‘inanç, toprak ve sanat’ tartışmalarına da tanıklık eti.

KATILIMCILARDA ÖZNELLİK VE NESNELLİK
‘Kıbrıs’ta Bir Türk Evi’, ziyarete sunulduktan sonra da izleyenlerinin katkılarını varlığına dahil edecek şekilde kurgulandı. Bu kurgu gereği ziyaretçilerin buradaki sanatsal sürece katılımları teşvik edildi.  Her birinden tehlikeli gibi görünen köprüden geçerkenki korku ve heyecanlarını ellerindeki toprağa şekil vererek ifade etmeleri talep edildi. Aynı şekilde iç mekandaki yıkılmışlık ve terkedilmişliğe karşın, üzerine bastıkları toprağa nesnel ağırlıklarını aktarırken, mekandaki ışığın huzur verici etkisi altında, yukarısı ve aşağısı ile ilişki kurabilirlerse hislerini ve duygularını da ellerindeki toprağa aktarabilecekleri belirtildi.

İZLEYİCİLER’İN İZ’LERİ
Ev’deki sergiyi görmeye gelen  yüzlerce izleyicinin proje sürecine katılmaları teşvik edildi.Evin iki odasının zemininde üzeri tülbent ve naylonla kaplanmış, yumuşak kıvamdaki toprakta yürüyen katılımcılar, burada bıraktıkları ayak izleriyle kolektif bir esere katkı sağlamış oldu. Ayni zamanda her bir katılımcı tülbent kumaş içerisindeki iki yüz gramlık toprağı şekillendirerek, duygularını, dolayısıyla kendisini ifade eden özgün birer sanat eserleri üretti. 

TOPRAK, MÜLKİYET, İNANÇ VE BİR İLK
Temel aldığı değerleri sanatsal bir kavrayış ve çok disiplinli bir bakış açısı gündeme getiren Çiğ Toprak projesi bir ilki gerçekleştirdi. Proje; Köy evinde ‘Toprak’ ve Kuzey Kıbrıs Meclisi’nde ‘Mülkiyet’ konusunu tartışırken, Osmanlı döneminde Haydarpaşa Camii, öncesinde St. Katherine kilisesi, günümüzde ise sanat merkezi olan mekanda da ‘İnanç’ kavramını ele aldı.

ÇİĞTOPRAK GÖRSELLERİ
Çiğ Toprak Projesinin görsellerinden hareketle resimler üretildi. Bu resimlerin zeminini oluşturan fotoğrafların konusuyla tutarlı bir yöntem izlenerek kullanılan boyaya toprak karıştırıldı. Böylece, fotoğraflarda görüntülenen bitkilerin yüzeyleri mekan düzenlemesi gereği toprakla kaplandığı gibi resimlerin kavramında, zemininde ve de yüzeyinde de toprak var oldu.